AŞKIMSIN
Hiç etrafınızda ben mutsuzum diye bagıran birini gördünüzmü hayır, sanki herkes bende sizin gibiyim der gibi giyimiyle kuşamıyla bir şeyler anlatmaya çalşıyor, etrafına bakıp yaşamına şekil veriyor hiç kimse ben gibi değil yani kendi gibi değil. Hiç akşam olduğunda geride yaşanamayan şeyler bıraktığını hissediyormusun, yaşayamadığın anların arkanda biriktirtikçe biriktiğini görüyormusun. Günüm bittiği zaman ardımda yapamadığım çok şey görüyorum, geride bıraktığım yaşama ekleyemediğim ama yaşayamadıklarımın üzerine biriktirdiğim birçok şey, bu böyle nereye kadar sürecek onu da bilmiyorum. Sadece bir kıpırtı kaldı içimde, bu kıpırtının tek kaynağı ömrümün geride kalan bozkırlarında uçup duran, bana hep sevgimi hatırlatan renkli bir kuş, bu kıpırtının sahibine diyebilsem ki git artık, tarihin tozlu sayfalarına git, unutulan isimlerin arasına karış ve geri dönme ama ne gariptir bu cümleleri de kendime saklıyorum. İnsanlar her zaman bişeyleri kendilerinde saklamışlardır, ama birine açıkladıkları zaman onun adı hep sır olmuştur, neden ben kendime sakladıklarımı sır a çeviremiyorum neden açıklıyamıyorum. Biliyorum bazen sırlar cezp edici ve yoldan çıkarıcı da olabilir aşk gibi, bir insanı sevmek gibi, işte sadece bu kelimelerin içimde kurumakta olan su birikintilerini dalgalandırdığını söyleyebilirim, dalgalar bazen öyle büyüyorki yüzme bilmediğimi hatırlayıp kendimi gerçek yaşamın kollarına geri bırakıyorum, dümeni kırılmış bir gemi gibi ordan oraya savrulup duruyorum. Her ne kadar gerçek yaşamın içerisinde yaşamadığımı iddia etsem de, içindeyim yaşıyorum, görüyorum nehirlerde göllerde sular çekilmiş, hayatın içerisindeki insanların duygularıysa hala canlılığını koruyor, hala sulak alanlar gibi renkli bir umut örtüsü sarıyor, kim için kimler için. Dün gecede böyleydim umutsuz dünyamda uyumaya çalıştım, rüyalarım ve isteklerim arasında gelip gitmeye başladım, hayallerim gibi yastığımda birden çöküverdi, döndüm pencereye hala yıldızlar oradaydı, yıldızların hepsini topladım yastığıma doldurdum, umutlarımı sır yapıp serdim koynuma, tüm dünyadaki hayalleri aldım başımın ardına uykuya daldım.
BİR ÖDEV GİBİ KARDELENİM
Bir şeyleri gerçekleştirmek için zamanım olmasa da, saklı bahçeleri keşfetmek, sevgi rüzgarından bir esinti alabilmek için yüreğimde çok geniş yer olmasına rağmen yaşamında hiç yerim olmasa da, içimdekileri yazmak bana, sanki bedenimde büyülü bir güzellik taşıyor gibi hissettiriyor. Bir anda insan tüm güzellikleri hissedebiliyor ve hiç uçmayı beceremeyen bir kuş gibi gökyüzünü izlerklen, duygularını uçurmak istiyor, kelimelerden kanat yapıp kendimden hiç ayırmadığım hüznümüde kuyruğuna ekleyip özgürce sevgi dünyamda uçmak istiyor. Tüm dünya ile birlikte gözlerim de sonbaharı yaşarken içimdekileri bir kış günü ile kıyaslıyorum ve eksik olan tarafım üşüyor, sessizce titretiyor her yerimi. Yaşamın içerisinde hergün rutin olayların ötesinde yaptığım çok şey yok artık, sadece sevmekle iyi ve güzel olana hasretimin odaklaşmasını yaşıyorum, hiç sevgili geçmişim olmadı, yazılarım okunurken bir sevgilinin yüzündeki ifadeyi göremedim. O esnadaki bakışlara değmedi gözlerim, gülüşünü duymadım hiç çiçeklerin, ellerimle bir çiçeğin yapraklarına ve saçlarına dokunmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmiyordum, kulağımda bir kuş sesine benzeyen sevgilinin nefesini hiç hissetmedim. Tüm bu güzellikleri yaşamamışdım ama şimdi yazılarım beni çaldı o zamanlardan, kendim için yaşayamadığım o zamanlarımdan çaldı çıkardı beni. Biliyorum ki sadece cümleler yetmiyor yetmez de ama kelimeler vasıtasıyla cümlelere taşıdığım ruh benim için çok önemli, o nedenle ne kadar beğensem de edebiyatın en usta yazarlarının yazdıkları cümleler bile beni kendi kelimelerim gibi çalamıyor bu yaşamdan. Oysa ki aşk kendi başına düşünmeyi öğrenmek gibi bir şey ve ben artık aşka bağlı bir şeyleri de kendi başıma düşünmek istiyorum, insan sevdiği kişi ile hangi ortam ve olmazlar altında karşılaşırsa karşılaşsın sevmek ruhuna, ruhuma verilen bir ödev gibi ve ben hergün yaşamdan eksi almamak için ödevimi yapıyorum, seviyorum.
sevmeyi unutmayacağım...
Hayatın içerisinde kişisel motivasyonun önemine inanıyorum, her gün her an en problemli konulara dahi aşırı tepki vermeden bütün sorunları ortaya çıkarıp didiklemek istiyorum, bu özelliğimin aksine sürtüşmelerden elimden geldiğince uzak durmaya çalışan biriyim. Fakat yaşamıma uyan bir tarz olmamasına rağmen kendimi bildim bileli hep sevgiye yakın taraf olmaya çalıştım. Buna rağmen bir insanın sevgisini kazanmak, sevdiği olmak, hatta sevdiği kalabilmek konusunda kendimi çok şanslı hissedemiyorum, zaman sürekli geçmeye devam edecek ve benim sevdiğimle yaşanmış ortak özleyecek fazla bir hatıram olmayacak, gittiği mekanlar, gündelik işleri beni hatırlatmayacak. Çocukluğuna, gençliğine her nereye dönüp bakarsa baksın orada beni bulamayacak, ne günün sıradan hatıraları arasında görecek beni, nede ertesi gün benimle karşılaşma ihtimali olacak. Aynı şey benim içinde geçerli olacak hergün bir sürü insanla karşı karşıya geleceğim, sohbetler yapacağım, güleceğim, günlük rutin işler peşinde olacağım. Etrafıma gözümü çevirip baktığımda sevdiğimin yüzünü göremeyeceğim, gülüşünü duyamayacağım, hatıralarını biriktiremeyeceğim. Hayat devam edecek hatta bazen belki beni unuttuğunu bile düşüneceğim, beni unutmadığını hayal edebilmek ve kendimi kandırmak için hiç sevemediğim halde TV de yerli dizileri izleyeceğim, bazen bir kitap okuyacağım o ise belki ocağa bir çay koyacak ve evdeki çiçekleri sulayacak bense yüreğimin kurumasını izleyeceğim. Ya da akşamları balkona çıkıp gecenin gizemli karanlığında gökyüzüne bakarak yine bir anlam arayacağım hayata, Martin Jonathan’ın dediği gibi hayat sadece balık avlamak ve uyumaktan ibaret olmamalı diyeceğim, hayat iki insanın birbirini sevgiyle fark edip sevgiyle yaşlanmasından ibaret olmalı diyeceğim. Her akşam karanlık gökyüzüne baktığımda yıldızları bir kenara ayıklayıp yine bilinmez enginliklere uçmak isteyecek ruhum ve yine aynı şeyi yapacağım sevgiyi getirip dünyanın merkezine koyacağım, sevdiğimi de yüreğimin en orta yerine. Kelimelerle de olsa her yere herkese ulaşmaya çalışıp her şeye rağmen sevgiyi ve sevmeyi unutmayacağımı fısıldayacağım, hayatın anlamının iki insanla anlaşılacağını söyleyeceğim.
gülümsüyorum...
Aşkın sadece hayallerde değil, gerçek yaşamımızda da var olduğunu hissettiğimden bu yana kavuşmalar istiyordum, buluşmalar ve sevginin ortaya çıktığına dair kanıtlar istiyordum. Ama daha sonra içimde bulunan duyguların sahibine ulaşması konusunda sevgiyle arama hep bişeyler giriyordu, sonra günler giriyordu buna rağmen aşkın ve sevginin bana hisettirdiği her şey bir bebeğin belleği gibi saf ve temiz kalmalıydı içimde. Herkesin iyi ve güzel olan bir şeyin varlığını bilmeye ihtiyacı var, herkesin sevgiyle yaşanacak ve sevgisini veripte aldığını hissedeceği birine ihtiyacı var. Bu olmadığında sanki dışındaki dünya büyüdükçe büyüyor ve o büyüdükçe insanın kendini sürekli genişleyen bir boşlukta hissetmesi kolaylaşıyor. En kötüsü de yanında veya uzakta her düşündüğünü paylaşabileceğin, anlayacağın ve anlaşılacağın birinin olmaması. Ben bunu tüm hayatımda platonik iletişimlerim hariç yapamamıştım ama şimdi tunelin sonundaki ışığa biraz daha yaklaştığımı hissediyorum, artık o ışığın peşinde koşarken unuttuğum beni bana geri getiren bir hayatın içerisinde gibiyim. Sadece gereklilikler ve sorumluluklardan örülü yaşamımın içerisinde renkli bir bahçe açıldı ve ben her zor anlarımda o bahçeye girip gülümsüyorum, dinleniyorum, satırlarımın okunduğunu her hissedişimde bana sunulan renkli bir çiçek demetine sarılıyor gibiyim. Ayrı dünyalarda yaşıyor olsak bile bir sevgilinin yüreğimden silinip gitmesine izin vermeyeceğim, benim dışımdaki dünya her gün bir sevgiliyi bana hatırlatmasa da ben her gün yüreğime onu hatırlatacağım, bir çiçeği sular gibi sevgimi yüreğimle sulayacağım, ilgili hatıraları, yaşanması gereken duyguları sarılması gereken kolları düşlerimde biriktirip gerçeğine sunacağım. Minik zamanlara dev anılar sığdırmak için, her gün dünyamdan açılan tek kapı olan harflerden dökülen anlamları yüreğimde biriktireceğim. Biriktirdiğim tüm güzellikleri okuyan herkese sunduğum zaman yüreğimin yağmurlarını sanki bulutlardan aşağı tüm evrene indiriyor olacağım ve sevilmenin tatlı anlarını yaşayamasam da asla sevmekten vazgeçmeyip gülümsüyor olacağım.
şimdi sevmek zamanı...
Zaman acımasızdır, bunu sadece yüreği dinlemekle anlamıyorsun, dışarıdaki mevsimlede alakalı değil ama yaşadığımız her saniye sevgi ağacının yapraklarını sonbahar yaprakları gibi dökebilir, yavaş yavaş, farkına bile varmadan. Zamanın sadece dakikaları tüketmediğini, bizi de bir şekilde bir tükenişe doğru götürdüğünü bilerek, kışın dondurucu soğuğuna direnen çam ağaçları gibi yüreğimize sakladıgımız sevgiye de sahip cıkmalıyız. Biliyorum tek başına da sevebiliyor insan, sevdiginin yavas yavas uzaklaşan adımlarını görürken de sevebiliyor. Mutlulu ğu bulmak hayatı huzurlu ve güzel geçirmek için ve bunları elde edebilmek için hiç bir bahanem yoktu, yalnızca kenardan akıp giden hayata bakıyordum ve dur diyemiyordum çünkü hiç bir bahaneyi öne süremiyordum dur desem acaba dururmu ki diye de kendi kendime kabuslar kuruyordum. Hayatın güzel yüzünü tanıyınca değiştim, güneşin sadece gökyüzünü aydınlatmadığını, yağmurun sadece toprağı ıslatmadığını da fark ettim ve artık anladım ki sevgi kendiliğinden olan birşey. Bunun için çabalamamız gerekmiyor, kendimize hangi oranda sevgi duyuyorsak bu sevgiyi yine çabalamadan karşımızdakine de aynı oranda her zaman göstereceğiz demektir. Her şeyi öğrenmeye çalışan bir çocuk gibiyim, hayatta ögrendigim seylerden birisi de insan öyle yaşamalı ki sonrasında pişman olmamalı, sevgiyi zamanında öyle göstermeliki karşıdakine sonradan şöyle deseydim böyle yapsaydım gibi hicbir uhde kalmamalı insanın icinde. Hep çocuk olmaktan bahseden kocaman bir adamım ben, ya sen hiç ben büyümedim diyen cocuk gördün mü? Büyüdügümüz icin hala cocuk olma hasretimiz var icimizde, çocuk gözüyle görülen yaşamın sefkatli kucagına ihtiyacımız var yaşamın her anında, hala o anı hatırlıyorum, elime aldığım ilk uçan balonun elimden uçup gitmesini ve o andan itibaren hayalleriminden uçup gitmesinden korktuğumu ama anlamalıydım ki bu hayatımın bir parçasıydı. Hepimiz birer kocaman insan olduk, bıraktık küçüklüğümüz geçmişte, şimdi çocuk olmanın zamanı değil, hayallere dalmanında, şimdi sevmek zamanı. Sevgi yoksa iki insanın bir arada yaşaması çok zordur, tarihe bakarsan çoğunlukla yaşanmamış aşkları görürsün, belki bu yaşadığımız sonbahar dökümü, uzanamadığımız sevgilerin gözyaşları gibi. Ama tarihe inat, yaşayan insanların yaşamak istememesine inat, şimdi yaşamın beni hiç tutmadığı kadar tutabilseydim onun elinden, söyleseydim şarkılarımı, vücudumun titremesiyle hissettirseydim baharın sesini, haykırsaydım gökyüzüne şimdi sevmek zamanı.
bir çiçekle konuştum...
Elimden akıp giden zamana dur demek için, su gibi akan zamanda sevgileri kaçırmamak veya onlara bekle demek için ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, öğrenmek için hiç yapmadığım bir şeyi yaptım dün bir çiçekle konuştum. Büyüklerimizin erkek olduğumuzu kanıtlamamız uğruna bize öğretmeye çalıştıkları o kadar çok şey vardı ki, ben çiçeğe söyledim o sustu, ben konuştum o sanki boynunu büktü, ben sustum o yüzünü güneşe döndü. Bişeyler söylemesine gerek yoktu anladım, hayatın anlamının şimdi daha farklı olduğunu gördüm, yaşamın sevgi ile başlayıp yine sevgi ile devam etmesi gerektğini anladım. Sanırım hayatımda ilk kez o an aşk aktı yüreğime, her zaman büyük maceralar yaşamayı isteriz, büyük olayları gülümseyerek geçirmek ve büyük aşklar yaşamak ama içimizde bulunan kendi duygularımızın ve sevgimizin bu dünyadaki her şeyden daha büyük olduğunu nedense göremeyiz. Her günün sonunda sadece kendimize döneriz, artık sevdiğime gitmek istiyorum, bu dünyanın kendi kurduğum hayal dünyamdan ibaret olmadığını sevgiyle aşkla yoğrulan bir insanın da varlığıyla yaşanabileceğini bilmek istiyorum. Ya da en basit haliyle gerçeği bilmem gerekiyor, içimdeki çocuk birdenbire büyümeden, kendime sevgilerin dünyasında yaşamanın ne olduğunu göstermem gerekiyor. Bunları yaşamak isterken hep geçmişim beni izleyecek, sanki anılar hepimizin peşinden takip ediyor, sanki önceki yaşananlardan iyi olanlar hep geri gelecekmiş gibi ömrümüz boyunca bizi avutup duruyor. Mutluluğu bulmak, hayatı huzurlu ve güzel geçirmek için sevgimi elde etmek için artık kenardan akıp giden hayata dur diyemiyorum ama öylesinede bakmak istemiyorum. Çiçekleri kendi yaşamından, güzelliğini verdiği doğal hayattan koparmak isteyemem ama yapay güzelliklerin dolaştığı bir dünyada gerçek bir çiçeği alıp yüreğimde saklamak sevgimi sonsuza kadar vermek isterdim
harflerde tükenecek
Bütün büyük aşklar güzel bir çift yürek ve onlara saygı duyan iki insanla başlar, ben bir çift insanın yarısı olamadım ama kendi bedenimde iki birbirini seven yarım gibiyim. Bir yanım hep geriye doğru adım atmak isterken diğer yanım çok hızlı büyümeye çalşıyor, bilmiyorki büyükler aşkı ve sevgiyi hissedince küçüklerden daha çak acı çekiyor. Yaşam her sabah üzerine yeniden yazılan boş sayfalar gibi, ben bir yazar olsaydım, bir çiçeği arardım boş sayfalarda, bir kuş sesi duymaya çalışırdım sadece yarısı yazılmış sayfalarda, konuştuklarımı yazardım çoğunluğu sadece kendi kendime sevgiden oluşan konuştuğum harfleri bir araya getirirdim. Bir ömür tükeniyor biz hissetmeden, biliyorum bu ellerde şekil bulan harflerde tükenecek bir süre sonra, neleri tüketmekdik ki. Hayatın içerisine kendimizden verdiğimiz, veripte tükettiğimiz duygularımız o kadar çok ki, mesela kendimde artık bazı hisleri ve duyguları görmemeye başladım, değişimin herkesi etkilediği bir dönemde yoksa bende mi değişiyorum. Yok yok ben değişmeyi değil sadece sevmeyi seviyorum, sevmek bu, benim hayatımdaki birçok ilginç yönümden sadece birisi ve en önemlisi. Yaşamdaki değişimlerin en güzel tarafı işlerin nasıl sonuçlanacağını bilemiyorsun ama değişime ayak uyduruyorsun, merak bu işte, her şeye merak salıyoruz, sadece karşımızdaki insanı nasıl mutlu edebileceğimiz konusunda meraklı ve araştırmacı olamıyoruz. Artık ikiyle çarpamayacağımız bir yaşamı geride bıraktığımıza inanıyorsak öncelikle kendimize bir soru sormak gerekiyor, kendimiz mi olacağız yoksa başkasımı olacağız, ben başkası olmadım, hiçbir zaman olmaya da çalışmadım ama nedense hep başkasının, başkalarının hayatını yaşadım. Bazen de o kabuktan sıyrıldığım ender anlarımı yaşıyorum, bir anda akıntıya kapılan bir kayık gibi duygularımın esiri oluyorum. Yaptıklarımın ve hareketlerimin kontrolu bende değil gibiyken, ya kendimi hafiflemiş ya da ağır bir yük altında kalmış gibi hissedip gerçek yaşama dönüveriyorum, sonuçta kısa süren bir rüya gibi yaşadığım o güzel anları yüreğimden alıp birer birer belleğime biriktiriyorum.
iSY@NK@R Ve KaRDeLeN
bir bahanem var...
Buruk ve eski filmleri aratmayan susuz bir yazın daha, sonbaharın yere düşen yapraklarıyla geçmişteki yerini almaya başladığı bu günlerde, kendimi yaşamın içerisinde daha çok kaybettiğimi hissediyorum. Kanatlarını bilerek ıslatan bir kelebek uçabilir mi, gözlerini elleriyle kapatan biri istese de görebilir mi, yüreğinde kocaman bir boşluk olmasına rağmen sevmemeliyim diye duygularına ket vuran biri yeniden sevebilir mi? Uçmak, görmek, sevmek, bunların üçünü birden yapmak istiyorum ama artık kendimde bunları yapacak gücü bulamıyorum, sanki içimde var olan umudun cesaretini, tarihi belli olmayan geçmiş zamanlarda kaybettim. Uçlarına harfler ve kelimeler eklediğim bir parça hayal gücüyle bu dünyayı kendime yaşanabilir hale getirmeye çalıştım, zaman ve tarih birbirini izleyen olaylar zinciri gibi akıp gitti ve ben geldiğim bu noktada sevgime ulaşamadım. Her gece umut ve güzelliklerle dolu bir düşü bedenimle birlikte yatağa gönderirken, yatmadan önce pencereyi açık tutmaya özen gösteriyorum. Sevgiye ve aşka dair gerçekleştiremediğm hayallerimin ben uyurken bir şekilde penceremden gerçek dünyaya süzülüp sahibini bulmasını ümit ediyorum. Bu satırlarıma bakıpta aldanma, ben masallar diyarına özlem duyan biri değilim, gerçek ile hayalimi karıştırmıyorum, sadece kaybettiğim, yaşamın içinde olan ama nerede olursa olsun sevgimi ve mutluluğumu yaşatacak olan, yüreğime dokunacak olan birini bulmaya çalışıyorum. Dışarıdaki vahşi doğanın, biz insanlara sunduğu tüm canlıların, görünen yüzlerinde yaşamın ışığını görebiliyorum fakat dönüp kendi hayatıma baktığımda, yaşadıklarımın kendimce garip gelişen olayların bir sonucu gibi hep bir beklentiyle geçtiğini görebiliyorum. Yaşanan her şey, yan yana veya uzakta olsun tüm insanları farklı biçimde etkiliyor, bazılarına bir çiçek kalbe yararlı şifalı bir bitki olabiliyor, bazılarına da hatırlanmak istemeyen bir olayı hafızalarında yenileyebiliyor. Ama şu bir gerçek ki, yaptığımız tek şey her sabah uyandığımızda sıradan bir yaşamı alıp çeşitli bahanelerle yaşanabilir mükemmel bir hale getirmeye çalışmak, herkesin birbirinden farklı birçok bahanesi varken, benim uzun zamandır tek bir bahanem var sadece bir insanı sevmek.
fısıltılar çığlıktan daha seslidir...
Gece bitti sabah oldu, gökyüzüne baktım dün gece, gökyüzüne asılı duran yıldızlar sanki gün içindeki yaşamları anlatıyorlar, tüm yıldızları görmeye çalıştım en uzak ve sönük görüneni seçtim ona adımı verdim. Yorgunum, sevgi kelimelerini bir araya getirip yazamıyorum, konuşamıyorum bugün işyerinde cümlelerimin fısıltı şeklinde çıktığını söylediler, bazen fısıltılar çığlıktan daha seslidir ve ben her anımda yüreğimin fısıltılarını duyuyorum. Dünya bu işte, yıldızların parlak görünmesi, gün bitişlerinin renkli olması yüreğimin bana söyledikleri ile alakalı, yüreğim ne zaman bir aşkı hissetse, fısıltılar ne zaman gerçek bir sese dönüşse bir şey sanki mutluluğumu benden geri aldı, kaybettim gülen yüzümü uzanamadığım yerlerde. İnsanlar hayatta kaybettiklerini tekrar kazanamaz bu sadece ölümde geçerli değil, insan bazen hayattakileride kaybeder ve geri kazanamaz, bu belki hayat arkadaşı, candan bir arkadaşı ve bir candostu da olabilir, sevgisinin adı da olabilir. Belki de sevgi sadece kovalayacağımız bir şeydir, benimde asla yakalayamayacağım bir şeydir, buna rağmen sevgisi uğruna inandığı her şeyi yaptığına inanan insanlar bir gün kaybetselerde üzülmezler ama sevgisi için yapılmamış şeyler söylenmemiş sözler bırakanlar daha çok üzülürler. Bu daha önce bilmediğim bir şey öğrenmek istediğim bir şey, yaşamın sevgim uğruna bana öğrettiği tek şey. Her ne kadar küçük yaşamlarımızda büyümeye çalışsak da bu öğrendiğim şeyler büyümenin işareti gibi, bu işaretlerin diğer adı, en derin hasretleri bile sineye çekebilmek gibi. Bir süre sonra yaşamın içindeki gerçek yerini alıyorsun, sessizce severek, sessizce özleyerek, rüzgarla yağmurla dertleşecek hale geliyorsun. Benimde, yaşamın ekşi ve soğuk yüzü ile tanıştığım için özlemlerim var tatlı diyarların sıcağında, yüreğimin sevgiye geçmeyen sözü var, kelimeleri var bu sanal dünyada. Yüzdeki, gözlerdeki ifadeler, sözcüklerden çok konuşur, ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz gerçek kişiliğimizi ortaya koyar. Sonuç olarak daha fazla sevmek olur ya da bir anda kişinin bıraktığı izlenimlerin bir anda havadaki köpükcükler gibi birer birer patlayıp sönmesi olur. Sevgim hep benden bir adım önde gitse de, duygularım gökkuşağının en canlı rengini seçse de, umutlarımın birer birer patlayıp sönmemesi için ben bir süre daha kelimelerimin ardında yüreğimin fısıltılarını dinliyor olacağım.
doyamadığım tek şey...
Bizi derinden etkileyen kusurlar ve sorunlar sadece içdünyamızda değil, yaşadığımız çevrede de bir hiçten doğar, hiç gereksiz şeylerden bahsedilince olaylar gereksiz büyür. Bir çocuğun kendi başına oynadığı oyundan aldığı keyfi izleyince, insanın kendi içindeki güzelliği görmesi kadar mutluluk veren bir şey yok diye düşünüyorum ama nedense kendi kendimize yarattığımız kusurları görürüz hep, sanki bu olumsuzlukları düşününce hep tersinin olacağına inandırmışızdır belleğimizi, boşu boşuna bekleriz, bir umut bir beklenti yaratırız seven dünyamızda. Benim duygusallığımda böyle, ne yaparsam yapayım hep tersi gelir düşüncelerime, olumsuz yölnler alır götürür beni buralardan, duygularımı kalem yazmıyorki silgi alıp sileyim, sevgiden yana içimden geçen her damla sanki yüreğime kazınıyor, silemiyorum, unutamıyorum. Sevgiye doyan bir insan olurmu bilmiyorum ama benim için, aldıkça almaya doyamadığım tek şey olurdu herhalde sevmek ve sevilmek. Dışarıdaki kuraklığa inat yüreğimde bir yağmur, yaşananlarda zamanlama kötü ve acımasız. Bazen de bu dünyaya ait olmadığımı düşünüyorum, modernlik ve bu sanallık bana göre değil gibi, küçük küçük kağıtlara şiir yazmayı özledim, konudan konuya atlayarak karşılıklı dost muhabbeti yapmayı özledim, şimdi arkadaşlarınla bir araya gelsen bile bakıyorum herkesin elinde bir telefon, beklediği bir ses yada mesaj, yada işi almış getirmiş onuda bizimle sohbete davet etmiş. Modernlik sadece cihazlarda kalıyor, duyulan hissedilen ve yaşanması gerekenlerse basite alınıyor, ben her şeyi kabullenmiş gibi yaşamaya devam etsemde, etrafıma bakıyorum da, ne deliler deliliğini, ne de çocular çocukluğunu kabul ediyor, akıllılar deliliği, büyüklerde çocuk olmayı özlüyor, bense sevmeyi özlüyorum. İsterdimki her şey benimle birlikte çocuk kalsın, yada bir yanım çocuk kalsın diğer yanım büyüklerle işlerle uğraşsın ama yüreğimin her hücresi sevdalı kalsın, biz asla büyümeyelim sevgim büyüsün. Sevdadan korkamamk için insana deli cesareti lazım, içimizdeki çocuğu büyütürsek korkarız sevdalardan, büyürsek kurtulamayız her şeye mantık arama hastalığından.
0 yorum yazılmıştır









